18 Nisan 2009 Cumartesi

ON YILLARCA DİNDEN UZAK DURUNCA, COŞMUŞLAR

Kapadokyalı kadın misyoner Saint Nino, bölgeye gelip hıristiyanlığı yaymış... Sovyet ülkesi olunca da din falan yasaklanmış. Rehber, 'Ateistler ve komünistler yıktı' deyince, 'One Minute' dedim. 'Ben her iki kesimi de temsil ediyorum. Üstelik dağ-taş kilise. Hepsi yerli yerinde' deyince, bizim taksiciler gibi hemen benden oluverdi. İşi şakaya vurdular... Keratalar...

On yıllarca dinden uzak dur(durul)unca büyük çoğunluk artık kendini dine vermiş durumda. En faal binalar kiliseler ve her yerde ciddi bir dindarlık görmek olası. Bir tek ürünün satıldığı özel çarşılar gibi burada da dini malzemelerin; kitapların, küçük ikonların ve benzeri malzemelerin satıldığı dükkânlar bir aradalar ve hayli ilgi görüyorlar… Bütün seyahatimiz boyunca onlarcasını gördüğümüz ve pek çoğuna da içine girdiğimiz için aynı cadde üzerinden bulunan ama adını not almadığımız kiliseye giriverdik. İçeride çocukların koral etkinliğinin provası bitmiş. Aileleriyle ve papazla sohbet ediyoruz… Ertesi günkü akşam ayini ve iki gün sonrası için -Kutsal Cuma’ya- hazırlanıyorlarmış… İsa’nın Kudüs’e gelişinin anıldığı ve yere şimşir yaprakları (o dönem defne yaprakları) serildiği özel gün. Bu ritüeli mümkünse 7 kilisede izlemek önemli ve değerlidir, diyorlar… Gene kolay fotoğraflar ve içten yolculamalarla otele, yemek faslına koşuyoruz…

HER ÖĞÜN 10 KEZ KADEH KALDIRDIK: GAO MARCOS... ŞEREFE DİYORUZ BİRBİRİMİZE

Macahelli Nuri Köse kadeh kaldırıyor bu kez. Konuşmalar daima onore edici olacak... Karşısındaki yeşilli NTV'den Ahmet Kayacık

Burada yemek işi tamamen ikinci planda sanki. Çünkü henüz ilk lokmayı gövdeye gönderemeden davetin önemli kişisi kalkıyor ve kadehini günün; o anın ve grubun değerine vurgu yapılacak bir yönüne kadeh kaldırıyor. Topluca şerefe diyoruz: Gao Marcos. Bunu her yemekte ortalama 10 kez yapıyoruz. Topluca kadeh kaldırma işi, çok aşina olduğumuz bir hale geldi. Öğlen ve akşamları 100 civarında Gao Marcos demişizdir… Sanki asıl işimiz konuşmalar yapmak ve içkilerimizi yudumlamak ama araya bi’miktar da yemek konmuş gibi… Masa bahane, muhabbet şahane… Doğrusu yemeklerde pek seçme şansımız yoktu ve gerek de yoktu… Aynılık bi’miktar bezdirici de olsa, bunca insanın toplu hareketi sırasında seçimli yemekleri hazırlamak hem zaman hem de fazladan para demekti. Davet sahipleri doğru davranarak; bizlere, soğuklardan oluşan çok zengin bir meze olanağı ile çılbır, dana haşlama ve tavuk kızartma ile mantar sundular… Unutmadan söylemeliyim; herkesin ısrarla ve özlemle beklediği Haçapuri de vardı. Yani peynirli pide ve mısır ekmeği… Tabii açık ve leziz şaraplar eşliğinde…

MÜZELER VE BÜYÜK BOTANİK BAHÇESİ (ORMANI)

Yeni kitapçı dükkanım(ız) Kadıköy'de Pavlonya sokakta olunca; Botanik Bahçe'de bulunan pavlonya ağacı önünde fotoğraf çektirmek şart oldu. Yanımda, yazı yazmaya başladığım DoğaKaradeniz dergisinin editörü Arzu...

Acara beşe bölünmüş; Khelvachauri, Kobuleti, Keda, Shuakhevi ve Khulo… Batum’un sahil bölgesinde ve Özgürlük Meydanı’nın hemen yamacından hareketle Acara Devleti Tarih ve Doğa Müzesi’ne gidiyoruz. Haliyle bir rehber eşliğinde geziyoruz… Acara’nın 1809’da kurulduğunu öğrenirken etnografik ve tarihi bilgiler almamız sürüyor: Doğusu’nda Arsiyani dağı var, Kanlı dağ ise en yüksek dağı (2990 m.)… En batısında ise Şavşati Dağları var. Dört katlı geniş ve son derece iyi düzenlenmiş müzede 150 bin obje sergileniyor ve arşivlenmiş durumda. Doğa müzesi de aynı yapı içinde olunca Karadeniz’de 147 tür balık çeşiti olduğunu ve 200 metrenin altında hayat bulunmadığını öğreniyoruz. Bizim bildiğimiz ise, genellikle 40 metrenin altındaki zehirli ve yoğunlaşmış metan gazı bulunduğu yönünde. Rus Harbi (1887-88) sırasında yıkılan kent 1898’de planlanmış. Birbirini kesen bulvar ve caddelerle, onları bağlayan sokakların düzgün bir yerleşimi söz konusu. 350 kilometresi Türkiye’de, 26 kilometresi de Acara içinden akıp Batum’dan denize dökülen Çoruh Nehri epeyce alüvyon getirmiş. Bu bölgeyi düzenlemişler. Zaten İspani 1 ve 2 olarak adlandırılan ıslah edilmiş bataklık bölgeleri için onlarca yıl önce okaliptüs ağaçları getirilerek kurutma işlemine başlanmış… Hâlâ sürüyor.. Gezdiğimiz müze geçen yıl yüz yaşını kutlamış. Bunun şerefine bahçeye her nasılsa Gürcü balıkçılarca avlanmış olan balinanın iskeleti konmuş… Müzeye devlet müzesi statüsüyle birlikte 2005’te tarihçi ve etnograf Khariton Akhvlediani’nin adı verilmiş…
Müzedeki kalabalık görevli çoğunluğun tamamıyla vedalaşarak Botanik Bahçe’ye gidiyoruz. Bahçe dendiğine bakmayın, devasa birkaç orman iç içe sanki. Çiseleyen yağmur altında iki saat yürüdük. Binlerce ladinle, okaliptüsle, köknar ve çamla selamlaştık. Pavlonya da gördük sakura da. Çünkü 9 bölge oluşturmuşlar, dünyanın dört bir yanından getirilen ağaç ve fidanlarla… Her biri kategorilenmiş ve orman içine yayılmış pek çok yapıda çalışan 120 botanikçiye emanet edilmiş…

ACARA CUMHURBAŞKANI VE BAKKALIN KARISI

Meşhur bakkal dükkanı burası. Acara'nın 37 yaşındaki başkanı da aşağıda bendenizle... Fotoğrafı Kamil Koç'un yolcular için hazırlanan Yolculuk dergisinin editörü Berna çekti

Tiflis’ten dünyanın dört bir yanına uçuş yapılıyor. Ama iç hat yok. Zahmetli bir 400 kilometre yaptık… Yol üzeri Stalin’in doğum yeri olan Gori’ye uğradık. Dönüşte de bizim için özel olarak açtılar ve epeyce bilginin eşliğinde gezindik…
Tiflis’e gece vakti ulaştık. Kenti alınmadık. Yol bozuk, tamirat var diyerek; biz ve bizim gibi pek çok aracı yan yollardan kentin dışına ve uzağına sürdüler. Şoförümüz kentin her bir noktasını biliyor olduğu için, muhalefetin düzenlediği yürüyüş ve mitingler nedeniyle alınmadığımız kente gecikmeli de olsa girdik. Tiflis’de bu mitingler 9 gün boyunca sürdü/sürüyor… 9 Nisan’da bağımsızlık yıldönümüne denk getirilerek yapılan mitingler akşamüzeri başlıyor ve epeyce ateşli konuşmalarla sürüyor. Hareket şimdilik kısıtlı görünüyor ve ‘Tiflis yanlısı’ Acara Özerk Cumhuriyeti Devlet Başkanı’ndan öğrendiğimize göre ‘cılız ve gereksiz bir muhalefet’ girişimi… Çünkü geçen yıl istenen erken seçim sonucunu da yüzde 60’lık bir çoğunlukla şu anki yönetim almış… Eskiye dönüş isteyenler, hüsrana uğrayacak diyorlar… Bakkalımız da Devlet Başkanı da…

BAKIMLI, GÜPGÜZEL BİR KENT; SİGHNAGHİ...

Sighnaghi (Sığınak) kentine devlet, çok para dökmüş... Tiflis'in yakinlarında küçük bir kent. Çiçek gibi olmuş (yukarıda). Mitingler ise Parlamento'nun önünde oldu...

Tiflis’de gezintimiz doğal olarak miting alanı olan Parlamento önü ve onu kesen sokak ve caddelerde oldu. İstanbul benzeri çok tepeli ve ortasında büyücek bir nehir geçiyor bu eski kentin… Mitingler nedeniyle önlem olarak kimi işyerleri ve bazı devlet daireleriyle okullar kapalı gibi olsa da hayat gereken canlılığıyla sürüyor… Kafeler çalışıyor, taksiler işliyor, kiliseler dolup taşıyor; kadehler tokuşturuluyor…
Acara halkı ve Tiflis Gürcüleri Türkiye’yle olan eski ve giderek derinleşen ilişkilerini turizm alanında da umuyor ve bekliyor. Kazaklar’ın 200 civarı küçük otel inşasına giriştikleri ülkede; aynı zamanda ekolojik ve dağ turizmi de gelişen ve umut bağlanan sektörler… Yakın ilgi ve aldatılma duygusu yaşamadan (ve vize almadan) gidebileceğiniz tarih kokulu kadim bir ülke… Sizi bekliyor…

2 Nisan 2009 Perşembe

CİHANGİRLİLER GENE MÜTHİŞ İŞLER YAPIYOR...

Kıskançlığımdan Cihangir etkinliğine, yıllar önce gene Cihangir parkında yapılan bir etkinlik için Ayaşpaşa derneği ve etkin işimizi tanıtmaya gittiğimiz sıradaki bir fotoğrafı koydum :-)

Cihangir’de sanat ve tasarım bir aradaPAZ-ART 5 NİSAN’da ROMA BAHÇESİ’nde
Geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen sanat ve tasarım pazarı PAZ-ART, Cihangir ROMA BAHÇESİ’nde 5 Nisan Pazar günü yeniden açılıyor.
Cihangir Güzelleştirme Derneği’nin önerisiyle, Beyoğlu Belediyesi tarafından semt içinde nefes alınabilecek bir rekreasyon alanına dönüştürülen ROMA BAHÇESİ, PAZ-ART’a üçüncü kez ev sahipliği yapıyor.
Cihangir Güzelleştirme Derneği üyelerinin, Katalist tasarım ve Artane galerisinin gönüllü çabalarıyla düzenlenen sanat ve tasarım ürünleri pazarı PAZ-ART, 5 Nisan pazar günü 11.00-17.00 saatleri arasında İstanbullularla buluşacak.
Her ayın birinci ve üçüncü pazar günleri tekrarlanması planlanan PAZ-ART, İstanbul’daki tasarımcılar arasında öne çıkan isimleri ve sanatçıları bir araya getiriyor.
Cihangir Sanatkârlar Caddesi’ndeki ROMA BAHÇESİ, PAZ-ART’la birlikte İstanbullulara hafta sonları, boğaz manzarası ve sanatı bir araya getiren eşsiz bir manzara sunuyor.
Aralarında Nahide Büyükkaymakçı, Devran Mursaloğlu (D Art and Design), Cam Ocağı Vakfı, Camekan, Hatice Gökçe, Arzu Musa, Onok, Bülbül, Ahmet Kurt’un yer aldığı 40’ın üzerinde isim: A. Ezgi Yenidoğan, Take Away İstanbul, Artane, Art.i.Choke, Berrin Akyüz, Deniz Alpay, Deniz Pireci, Diktidikiyor, Evihan, Fivoabakkal, Fortune Cookies, Gaye Döşer, Günnur Güvenli, Hamam, Pınar Çevikoğlu, İlknur Güneş, Meliha Babalık, Meliha Coşkun, Reyhan Çezik, Safiye Mine Erdurak, Salih Demirci, Seher Özinan, Şeynaz Gider, Semra Aşçıoğlu, Şenay Akın, Zeynep Erdoğan, Serpil Erol, Songül Cabacı ile Antre Gourmet ve Duble’nin yemek standları PAZ-ART’ta yerlerini alıyorlar…
Cihangir Güzelleştirme Derneği
Sıraselviler Caddesi 186/2 34433 Cihangir - Beyoğlu / İstanbulT: 212 245 1114 - 244 5427 F: 212 245 1114 E: bilgi@cihangir.org.trDernek lokalimiz hafta içi hergün saat 13:00 / 18:00 arası hizmetinizdedir.

1 Nisan 2009 Çarşamba

'YANDIM ALLAH' DİYENE, 'ŞEY' YAPILMAZMIŞ...

Karikatüre bakar mısın, lütfen? Bizim seçmeni ne güzel ifade ediyor? Cumhuriyet tarihinin toplam borcundan daha fazla dış borcu geçen dönemki iktidarında yapan AKP'ye oy veren seçmeni görüyor musunuz, o karikatürde? Ya da 'ar etmez, bal etmez' vızıldanmasıyla sadece kafa şişiren ve göz boyayan CHP'ye oy veren seçmen, o karikatürde yok mu? Var... O karikatürde yok yok! Kimi solcuların -hasbelkader bir araya gelen- ittifakına oy vereceğine gidip gizli gizli CHP'ye oy veren yoldan çıkmış 'devrimci' de orada elinde odunlarla dikiliyor... Yetmez, derseniz onlar da var işte... Yurtseverlikle milliyetçiliği karıştırıp; seçmenin en saf halinden en salak haline transfer olarak MHP'ye oy veren dingiller de var o karikatürde; bir koşulla: odun olarak... Kalan varyasyonları kendiniz üretiniz... Haaa, bir de 15 yıl önce arkasına askeri alarak iktidar olan ve bu manasız algıdaki seçmenin abad ettiği ANAP'ı görüyor musunuz? Neredeyse bu seçimlerde sınır dışı edildiler; sadece Bozcaada'nın başkanı oldular. Karikatürde nerede derseniz; ateşin içinde :-)

30 Mart 2009 Pazartesi

'ELİM KIRILAYDI DA, FİLANCAYA OY VERMESEYDİM'

‘SANDIK ASLANI’ SEÇMEN
NE OLDURDU, NE ÖLDÜRDÜ


Küresel kriz etkisini gösterdi ve halkı sıkıntıya sürükleyen AKP iktidarı, seçmen tarafından uyarıldı. Aslında bu uyarı, seçimlerin kış aylarına girerken yapılması ihtimalinde cezalandırmaya dönebilirdi… Seçmen beceriksiz iktidarın oy yüzdesini kısarak bi’miktar not kırarken, gene beceriksiz muhalefetin de heveslenmesine yol açmayacak kertede oyunu artırmıştır. Tabii bütün bunların büyük hesaplar kapsamında yapıldığını söylemek pek olası değil; çünkü seçmen de seçtiği partiler kadar beceriksiz. Bu halk, çok partili rejime geçildiği tarihten beri, oy verdiği günün ertesi sabahından itibaren, “Elim kırılaydı da, oy vermeseydim” deyip, sandık başına gittiğinde gene aynı beceriksizliği gösterip kendini yoksulluğa ve yoksunluğa mahkûm edenlere oy verebilmiştir. Hatta yükünü taşıdıklarını –güya- omuzundan atarken, benzer odakları yeni seçimlerde boşu boşuna sırtlanarak bu beceriksizliğini ezelden ebede göstermiştir…
Öte yandan çok öz bir genelleme yaparsak; Doğu’daki mücadelenin de iki yönü olduğunu gözlemleyebiliyoruz. DTP, gördüğü onca baskı ve zulme karşın; seçimlerde başarı kazanmış ve elindeki il sayısını 5’ten 8’e yükseltmiştir… Bu kesin bir başarıdır ama iyi irdelenmelidir. Etnik politikanın oy topladığı ama farklı bileşenleriyle keskinleşen mücadele ortamının getirisini; ne yazık ki DTP’ye koşut biçimde ve geliştirdiği ‘mikro milliyetçi’ söylemle MHP elde etmiştir. Batı kentlerinde zerresi görünmeyen faşist parti buralara giden ‘şehit’ cenazeler nedeniyle oylarını geliştirebilmeyi bilmiştir.
Dikkati çeken bir nokta da aslında yazıya giriş cümlesi ve sonuçların gerekçesi olarak gösterilmiş olunmasına karşın; hiçbir parti ekonomik felaketin bugünü ve gelecek boyutları üzerine hiç cümle kurmayarak seçmenin oyuna talip olmasıdır… Oysa, bunca yolsuzluk ve şaibe ile ekonomiye ve geleceğe ilişkin güven duyguları azalan başka halklar söz konusu düzen partilerinin hepsini yerle yeksan edebilirdi. Bunun gerçekleşememesinin temel bir nedeni de toplumsal muhalefeti sürdürecek enerjinin kimsede olmayışı. Solcular, sosyalistler birbirleriyle tamamen manasız bir boğuşma içinde vakit ve konum yitirerek; halkın memnuniyetsizliğini örgütleyememiştir. Örgütleyebilecek gibi de görünmemektedir… Ufuksuz, hazımsız, kumpasçılığı bir Bizans geleneği sanarak sahiplenmesi, öngörüsüzlüğü, tahammülsüzlüğü ve beceriksizliğinin nedenleri aramak yerine lokal bile sayılamayacak ‘tarihten bir sayfa’ benzeri ‘başarıları’ cilalamaktan başka bir girişimde bulunmayacaksa, hakikaten halkın solculara umut bağlamasının zaten anlamı yok. Böyle de oluyor nitekim…
Türkiye solunun bir parçası ve partisi olmak istiyorsa DTP, ‘Serok Apo’ figürünü acilen bir kenara bırakarak –gerektiği ilgi ve takibi elden bırakmayarak- etnik söylemini ‘reel politik’ ortamdan uzak bir dosyanın içinde unutmalıdır… Sol, sosyalist görünümlü partiler, particik ve odakların tamamı ‘küçük olsun benim olsun’ zevzekliğini bir kez olsun sonlandırmalıdır. Yalandan, ‘-mış-‘ gibi yaparak değil, kesinkes bir tutum olarak dükkâncıklarının kepenklerini indirerek Türkiye solunun partisi olmak yönünde tutum almalılar… Kimse kendini solun önemli bir bileşeni ve rengi olduğu vehmine de kapılmamalı; etnik oyları saymazsanız, halkın bu kesime teveccühü yüzde bir mertebesinde… Çalışmayana ilgi ve oy yok… Böyle olunca da iddianızı kendiniz bile ciddiye almayıp, palavraların uçuştuğu kulislerin dumanında ömür tüketiyorsunuz…

TANE TANE ENSTANTANELER…
Beyoğlu’nda AKP az kalsın kaybediyordu… Zorunlu göçle Beyoğlu’na gelmiş ailelerden binlerce kadına ‘meslek edindirme kursları’ açarak; oylarına göz ve el koyma çabası; CHP’nin iyice berbat Ermeni düşmanı bir gazeteci eskisini aday göstermesi ve solcuların bölünmüş ve hatta iyice dağılmış oylarına rağmen az kalsın kaybediyordu AKP…
Kadıköy’de ise Türkiye ölçeğinde süren ideolojik çarpışmanın tarafları oldu Selami beyle (CHP) Sinan hoca (AKP)… Sonuç, sosyal demokrat zannıyla verilen oyların sonucu milliyetçi CHP kesin bir zafer elde etti… Aslında kişisel olarak daha demokrat bir konumda olan AKP adayı ise yenildi. Umut ettiği halde… Ataşehir ve Sancaktepe’yi ayırarak Kadıköy’ü tamamen CHP’ye terk eden AKP ise ümitvar olduğu buralardan Ataşehir’de beklenmedik bir yenilgi aldı. Elindeki 6 ilçe belediyesini kaybettiği gibi… Sürpriz Adalar ilçesi oldu. Eski kaymakamlarını belediye başkanı seçen Adalılar, ‘çocukluk arkadaşları’ eski ANAP’lı, yeni AKP’li belediye başkanını bir kez daha seçmemiş oldu. Arkadaş hatırının da bir yere kadar gitmesi mümkündü. Böylece 22 Temmuz arifesinde bağımsız aday Ufuk Uras’a ciddi oy katkısıyla yüzünü gösteren Adalı oyları, bi’miktar alternatifsizlik nedeniyle de CHP’yi tercih etti…
Sandık başına ortalama bir tek oy bulabilen Bey-oğlu’nun ‘feminist’ bağımsız adayı Ülfet Taylı gibi bir başka kadın ve bağımsız aday da Kadıköy’de hüsrana uğradı. Onca çalışmaya ve birlik hayaline rağmen, ümit edilen oyun bile yüzde 80 altında alınan oylar, ‘oyları bölmek istemeyen’ kimi ‘solcu’lar tarafından milliyetçilere teslim edildi… Yeni bir seçime kadar beklemeden her düzeydeki isimlerin şimdiden saptanarak ve çok çalışarak; başka ittifaklara, birliğe ve seçimlere…

29 Mart 2009 Pazar

BİZ BU 'YARIM AKILLI' HALKLA NE YAPACAĞIZ?


Seçim sonuçları üzerine yazmıyorum. Aşağıdaki haberi Hürriyet'ten apardım... Küresel iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki olası etkilerini ve önlem önerilerini haberleştirmişler. Dingil halkım da yorum yapmış: "TEMA daha etkin olmalı"... Bitti gitti. İşte halkımın sivil toplum faaliyetlerine verdiği önem ve destek. Haa, anlamından bihabermiş ne gam! Allah müstahakınızı versin e mi? Bir haltla ilişkilenmeyin; akşama kadar esin püfürün, eve gelen herkese şiddet yapın sonra dönün osura osura uyuyun... Ne zaman bu gezegende yaşağınızınız farkında olacaksınız... Ne berbat bir toplulukmuşsunuz ya...

Uluslararası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) Türkiye senaryosunda, ülkede yıllık ortalama sıcaklığın ileriki yıllarda 2,5-4 derece artacağı, Ege ve Doğu Anadolu'da artışın 4 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor. Senaryoda, ülkenin güneyinin ciddi kuraklık tehdidiyle karşı karşı kalacağı, kuzey bölgelerde ise sel riskinin artacağı ifade ediliyor.
Afet İşleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı “Afet Bilgileri Envanteri”nde iklim değişikliğinin etkilerine de yer verildi.
Çalışmada, fosil yakıt kullanımı, sanayileşme, hızlı nüfus artışı, enerji üretimi, ormansızlaşma gibi etkiler sonucunda atmosfere salınan gazların sera etkisi yarattığı belirtilerek, bunun dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına ve küresel ısınmaya yol açtığı kaydedildi.
Küresel ısınmanın kaçınılmaz etkisinin iklim değişikliği olduğu ifade edilen çalışmada, “iklimdeki önemli değişimler ve bunun etkileri şimdiden küresel ölçekte görülmeye başlanmış olup, bu etkilerin gelecekte daha da belirgin hale gelmesi beklenmektedir” denildi.

“NÜFUS ARTIŞI, ÇARPIK KENTLEŞME ETKİYİ TETİKLİYOR”
Çalışmaya göre, Uluslararası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) 3. tahmin raporunda, iklim değişikliğinden etkilenmeyecek ülke ve bölge bulunmadığı belirtildi. Son yıllarda özellikle ani meteorolojik değişikliklere bağlı gelişen ve yerleşim birimlerini tehdit eden şiddetli yağış, hortum, çamur-moloz akması gibi afetlerde artış gözlendi.
Türkiye'de de artan nüfus, çarpık şehirleşme ve yanlış arazi kullanımı, söz konusu afetlerdeki artışı tetikliyor.
IPCC'nin Türkiye senaryosuna göre (Ulusal Bildirim 1, 2007), Türkiye'de yıllık ortalama sıcaklıklar ileriki yıllarda, ortalama 2,5-4 derece arasında artacak, Ege ve Doğu Anadolu'daki artış 4 dereceyi bulacak. Türkiye'nin güneyi ciddi kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olacak. Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu'yu kapsayan bölgelerde kış yağışları yüzde 20-50 arası azalacak. Kuzey bölgelerde ise sel riski artacak.
Senaryodaki bu tablo dikkate alındığında, Türkiye'nin iklim değişikliğinin olumsuz veya tehlikeli etkileri açısından risk grubu ülkeler arasında yer aldığı belirtilen çalışmada, şu görüşlere yer verildi:
“Dünya genelindeki doğal afetler ele alınınca, 31 çeşit doğal afetin çoğunu hidrometeorolojik afetlerin oluşturduğu görülmektedir. Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları ülkeden ülkeye de değişmektedir. Örneğin, Akdeniz Bölgesinde doğal afetler kuraklık, seller, orman yangınları, heyelan, dolu fırtınaları, çığlar, donlardır.Ülkemizde ise en sık görülen meteorolojik karakterli doğal afetler ise dolu, su baskını, don, orman yangınları, kuraklık, şiddetli yağış, şiddetli rüzgar, yıldırım, çığ, kar ve fırtınadır.”

TÜRKİYE'DE ÖZELLİKLE HEYELANDA ARTIŞ VAR
“Afet Envanteri”nde yer alan bilgiye göre, dünyada son 20 yılda meydana gelen hidrometerolojik olaylarda ortalama yüzde 7,4'lük artış gözlendi.Türkiye özelinde bu minvalde bir araştırmanın su baskını, çığ ve heyelan esas alınarak yapıldığı kaydedilen çalışmada, şu bilgilere yer verildi:
- Su baskını; 1967-1987 yılları arasında su baskını olay sayısının tüm hidrometeorolojik afetler içindeki oranı yüzde 33, 1998-2008 yılları arasında bu oran yüzde 14'e geriledi. “Son yıllarda yapılan baraj sayılarındaki artışlar, dere ıslah çalışmaları ve köylerden kentlere göçlerin bu orandaki azalışı etkilediği” düşünülüyor.
- Çığ; Olay sayısının hidrometerolojik afetler içindeki oranı 1967-1987 dönemi için yüzde 3 olarak hesaplandı. Oran, 1998-2008 döneminde yüzde 8'e çıktı. Çalışmada, 2002 yılında “Çığ Araştırma Geliştirme Etüt ve Önlem” şubesinin kurulduğuna işaret edilerek, “Şubenin kurulması, çığ konusundaki çalışmaların bir adreste toplanmasını, daha çok veriye ulaşımı ve önlem çalışmalarının yapılmasını sağlamıştır. Dolayısıyla gerçek anlamda bir iklim değişikliğini bu veriden ifade etmek çok sağlıklı olmayacaktır” denildi.
- Heyelan; Olay sayısının hidrometeorolojik afetler içindeki oranı 1988-2008 yılları arasında artış eğilimi gösterdi. 1967-1987 yılları arasında oran yüzde 64 düzeyinde, 1988-2008 yılları arasında ise oran yüzde 78'e yükseldi.

ÖNERİLER
Afet işleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı “Afet Bilgileri Envanteri”nde iklim değişikliğinin etkilerine yönelik de şu önerilere yer verildi:
- Afet İşleri Genel Müdürlüğünün sorumlu olduğu Afetler Yasasında iklim ilişkili afetleri yeniden tanımlamak,- İklimsel afetlerle ilgili özel risk azaltım önlemlerini araştırmak - geliştirmek,- Planlamacıların, mühendislerin ve diğer karar vericilerin iklim risk bilgisini kullanmalarını sağlamak,- Afet zararlarının azaltılması ve iklim değişikliğine adaptasyonu entegre etmek için detaylı iklim değişikliği senaryolarına göre, sektörel planların fayda maliyet analizlerine göre çalışmalar yürütülmesi,- Sigorta sisteminin yerleştirilmesi,- Halkın farkındalığının artırılması.

LAZCA KÜLTÜR SANAT DERGİSİ; SKANİ NENA...

Birazdan horon vururlar. Konuşmayı da horonu da aşkla sever arkadaşlarım... FOTO: Başar Hatırnaz...

Laz arkadaşlarım, yıllardır kültürlerini yayma çabası içinde. Bilenleriniz vardır; Hemşinliyim ama hem köyümün adı nedeniyle hem de komşu kültür olması nedeniyle oğluma lazca bir isim verdim: Zuğa. Yani deniz... Köyün adını da Rum tüccarlar koymuş(muş)... Zaten iki adı var; Zuğa Deniz... Arkadaşlarımın çabalarını duyarmak istiyorum...

“Skani Nena” Kültür Sanat Dergisi
yayın hayatına merhaba dedi
Fatih Sultan Kar
Adında taşıdığı ‘Laz’ kelimesiyle Türkiye’de, hatta dünyada bir ilk olan Laz Kültür Derneği, Lazca masa takvimiyle bir ilk’e imza atmasının ardından şimdide “Skani Nena” isimli derginin ilk sayısını çıkararak laz kültürüne hizmet etmeye devam ediyor
Laz kültürüne ait değerleri incelemek, korumak, bu dile ve kültüre ait her türlü zenginliği insanlara tanıtmak amacıyla kurulan Laz Kültür Derneği’nin resmi açılışı 2008’in ocak ayında yapılmış, dernek yıl içerisinde birçok etkinlik gerçekleştirmişti. Bunlar arasında kuruluş toplantıları, kuruluş yemeği, Lazca dil, horon ve fotoğrafçılık kursu, sözlü tarih atölye çalışmaları, kahvaltılı Pazar toplantıları, gençlik toplantıları, anma ve konser programları yer aldı.
Skani Nen laz kültürünün belleği, arşivi olacak
Bütün bu çalışmaları yarınlara taşımak, laz kültürü üzerine yapılan araştırmaları daha geniş kitlelerle paylaşmak, laz kültürüne katkı sağlamak amacı ile yola çıkan “Skani Nena”
Dergisi ilk sayısı birbirinden zengin yazı fotoğraf ve belgelerle dolu 112 sayfadan oluşuyor ve arşiv niteliği taşıyor. Üç ayda bir yayınlanacak olan dergi laz kültürü alanında büyük bir boşluğu dolduruyor ve dergide bu alanda rüştünü ispatlamış kalemlerin yazıları yer alıyor
Skani Nena Dergisi Yayın Kurulu ilk sayılarının ön söz yazısına “çıkarken” başlığını atıyor
Laz Kültür Derneği’nin kuruluş amacını ve Skani Nena Dergisi’nin çıkış amacını hedeflerini şöyle sıralıyor :
Laz Kültür Derneği ‘Skani Nena’ ile yapacak. Laz dili ve kültürüyle ilgili bir külliyat oluşturacak
Lazlar, 2008 yılı başında daha önce hiç yapılmayanı yapmak için bir araya geldi. Yok olma tehlikesi altındaki dilleri Lazca’yı ve atalarının emaneti olan dört bin yıllık kültürlerini yaşatmak için bir dernek kurdu. Özünde bir ‘ilk’i taşıyan bu derneğin ‘ilk’i ‘Laz’ında saklı. Laz Kültür Derneği; Türkiye’de, hatta dünyada adında ‘Laz’ kelimesini taşıyan ilk dernek olmanın övüncüyle yola çıkıyor. Öncelikler listesinin başına bir yayın çıkarmayı koyan dernek, bunu ‘Skani Nena’ ile sağlam bir zemine oturtuyor.
Laz Kültür Derneği ne yapacak? Laz Kültür Derneği bundan sonra Lazca ve Laz kültürüne ilişkin ne kadar söz varsa söylenecek hepsini söyleyecek. Bunu da elinizde bulunan yayın organıyla, ‘Skani Nena’ ile yapacak. Laz dili ve kültürüyle ilgili bir külliyat oluşturabilmek amacıyla alanla ilgili çalışmalar yapılacak, insanlar bu alanda çalışma yapmaya teşvik edilecek ve bunlar yayınlanacak; birer eser olarak kültür dünyamıza kazandırılacak. Peki, bu dernekte, dergide kimler olacak? Bir kere gençler olacak. Sonra çocuklar, kadınlar, erkekler, yaşlılar... ‘Lazca için ben ne yapabilirim?’ diyerek bu büyük ‘imece’ye katılmak isteyen, işlerin bir ucundan tutmak isteyen insanlar olacak.
Laz Kültür Derneği ve Skani Nena, Lazca’yı ve Laz kültürünü yaşatmak için geçmişte sürdürülen çabaları ve birikimi sahiplenerek çıkarken yola bu uğurda taş üstüne taş koymuş tüm değerlere selam göndermeyi de ihmal etmiyor. Bunların en başında hiç kuşkusuz Lazlar için bir milat sayılan ‘OGNİ’ dergisi geliyor. Ardından ‘MJORA.’ Laz Kültür Vakfı girişimi, Sarp sınır kapısının açılmasıyla keşfedilen Helimişi Xasani, Türkiye’nin ilk Lazca rock müzik grubu ‘ZUĞAŞİ BEREPE’, tek başına ‘KAZIM KOYUNCU’, ‘SKANİ MJORA etkinlikleri’, Lazca kitaplar, sözlük ve derleme çalışmaları, destanlar, insanlar, Laz dili ve kültürünü gelecek kuşaklara taşıyabilmek için emek sarf etmiş insanlarımız...
Bireysel bazda sürdürülen çabalar artık Laz Kültür Derneği çatısı altında
Şimdi yepyeni bir yolun başındayız. Laz dili ve kültürü üzerine daha önce bireysel bazda sürdürülen çabalar ve yapılan çalışmalar için artık bir çatı kuruluş durumda. Bu çatı bize, bugüne kadar bireysel çabalarla sürdürmeye çalıştığımız işleri birlikte sürdürebilmemizin yolunu açacak. Artık tek tek değil birlik içinde yürüyeceğiz; dilimiz için, kültürümüz için, kimliğimiz ve gelecek kuşaklara aktarmakla yükümlü olduğumuz kültürel değerler için.
Bu kapı herkese açık
Yolumuzun zor, uzun ve dikenli olduğunun bilincindeyiz, ama genlerimizde bulunan imece kültürünü harekete geçirerek büyük işler başarabiliriz. Laz Kültür Derneği ve Skani Nena, tam da bunun için var. Gelin dilimiz ve kültürümüz için gücümüzü birleştirelim. Bu kapı herkese açık. Önemli olan yapabileceklerimizi iyi analiz etmek, potansiyelimize uygun alanlar seçerek başarının yolunu açmak.
Laz kültürünün ‘ana sütüyle’ az olsa da beslenenler, hemen, şimdi harekete geçmezse bu imkanı tadamayan çocuklarımız için yarın çok geç olabilir. Bunun için Lazona’da doğup büyümüş, en azından çocukluğunu o topraklarda geçirmiş, şimdi orta çağlarını sürmekte olanlara büyük görev düşüyor.
Unutmayın! Dün sizi besleyen toprakların bugün size ihtiyacı var. Dilinize ve kültürünüze duyarsız kalmayın. Durun ve arkanıza bir bakın. Sizler belki de Lazca’yı ve Laz kültürünü yaşatmak için bir şeyler yapabilecek son kuşaksınız. Bu büyük sorumluluğu yüreklerinizde hissetmiyor musunuz? Evet, diyorsanız gelin bize katılın. Yapacağınız nitelikli çalışmalarla lazca’nın modern dünyadaki varlığına bir katkı da siz sunun. Türk ve dünya kamuoyuna Lazlar’ın kim olduğunu, daha doğrusu kim olmadığını anlatmamıza yardımcı olun. ‘Temel’ cenderesine sıkıştırılmaya çalışılan Lazların aslında ruhları yaşadıkları toprakların iklimine göre şekillenen neşeli, esprili, çalışkan, üretken ve yaratıcı insanlar olduklarını yüksek sesle haykıralım. (FOTO: Başar Hatırnaz)

“Skani Nena” Kültür Sanat Dergisi İletişim için:
Nailbey Sokak Umut İş Merkezi No : 23 / 25 Daire : 9 Kadıköy / İstanbul
Tel : 0216 338 65 41 E Posta : iletisim@lazkulturdernegi.org.