18 Nisan 2009 Cumartesi

HADİ BAKALIM, GÜRCÜSTAN'A YOLA ÇIKIYORUZ

Gori'ye Stalin'in doğduğu şehre uğradık... Batum-Tiflis yolunun tam ortasında. Yol boyunca böyle çömlek satış yerleri vardı. Otobüs yanaşınca binalarda duran yaşlı hanımlardan 30 kadarı çıkıp satış umuyorlardı... Aşağıda yandaki fotoda Stalin'i görüyorsunuz... Doğduğu kent Gori'de... Bir tür Umre Ziyareti sayınız...

Bir grup gazeteci ve turizmci ile birlikte Gürcüstan’ın Acara Özerk Bölgesi Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak; bu kadim ve güzel ülkeye gittik… Yönetim yapısından söz etmeliyim: Bizi davet eden Teimuraz Diasamidze, Turizm ve Tanıtma Şubesi Genel Müdürü olarak anılıyor ama muhatap olunduğunda ‘Sayın Turizm Bakanı’ diye, hitap ediliyor. Benzeri titrlere sahip şube müdürlerinin tamamı da Acara Özerk Bölge Cumhuriyeti’nin bakanı mevkiinde… Devlet Bakanı olarak tanımlanan ama gene Acaralılar’ın resmen Devlet Başkanı saydığı kişi ise Levan Varshalomidze… Turizm Bakanı 32 yaşında, başkan da 37 yaşında… Sovyetler’den kalma alışkanlıkla yaşlı yönetici aramamalı; çünkü, her düzeyde kesinlikle gençler egemen… Acara’nın başkenti Batum’da da, Gürcüstan’ın başkenti Tiflis’de de… Beş yıldır çıkarılan ve kesinlikle uygulanan yasalarla, halkın da büyük desteğini alan Saakaşhvili hükümetinde yaşlı-başlı kimse yok gibi. Mafya silinmiş ülkeden. Yüzlercesini gördüğümüz otobüs ve kamyonların şoförlerinden ve iş yapmaya gelen çevrelerden öğrendiğimiz kadarıyla beş yıldan önceki dönemlerde sınırdan itibaren arabaları durduran ve gidilecek yere kadar eşlik eden ‘kanarya’ nitelemesiyle anılan eli silahlı mafyadan gençler, yüz dolardan başlayan fiyatlarla tarife çıkarırlarmış… Gece hava karardığı andan itibaren sokaklarda kimse durmazmış… En küçük para miktarına insanların öldürülmesi şaşırtıcı değilmiş… Şimdi kimse kimseyle kavga etmeyi bile aklına getirmiyor, çünkü her iki taraf için de 7’şer yıl hapsi var… Düzen bozucu hiçbir girişime prim verilmiyor…

HER YERDE SANATIN İZİ ÇOK GÜÇLÜ BİÇİMDE...

Bu binalardan yüzlerce var. Renk, renk... Sovyetler zamanında yapılmış toplu konutlar. Aşağıdaki heykelcikler ve anıtlardan da yüzlerce var...

Yüzlerce yılda onlarca kez işgale uğramış böylesine eski topraklarda pek çok döneme ilişkin derin izler kalmış… Tarih kokan bu ülkede sanatın da izini her yerde ama her metrekarede görmeniz, bu değerli coğrafyayı kalıcı ve sahici kılmış… Daha Sarp kapısından içeri (yürüyerek) girdiğimizde, herkesin pasaport kontrolünden geçip gelmesini beklerken küçük meydanı çevreleyen dükkânların arka duvarlarında 2. Dünya Savaşı’na katılan askerleri anmak için yapılan rölyef üzerinde; yaşananların halk üzerindeki etkileri vurgulanmış… Gene bir diğer yanda ise Sarpi köyünden savaşa gidip ölen askerler, fotoğraflarıyla birlikte gösteriliyor…
Artık yoldayız ve fotoğrafçılar için büyük mutluluk. Bir düğün alayı var önümüzde… Kiralık bir Limuzin’den inen gelinle damat ve birkaç arabadan dökülen şık kadınlar ve adamlar… Hemen sağ yamaçtan coşkunca akan orta boy bir şelalenin döküldüğü noktada da bir heykel… Gürcüstan Hıristiyanlığının kurucu iki önemli kişisinden Aziz George burada ve halk arasındaki ritüel yerine getiriliyor… Ziyaret, fotoğraflar ve hızla başka bir noktaya hareket. Hemen iniyor, biz de fotoğraflama işlemine girişiyoruz. Olur olmaz her pozisyona objektif uzatan spor muhabiri gibiyiz. Topluca koşuşturuyoruz. Konvoy önde biz arkalarında Batum’a doğru gidiyoruz…
Kente girebilmiş değiliz. Gonio Kalesi’nde mola verdik. Bizim düğüncü kafile de orada. Kral Kolho’nun erkek çocuğunun burada yaşamış olması nedeniyle yapılan bir kale. M.Ö. 7-8. yüzyıllara tarihleniyor. Gonio Apsoros Kalesi’nden çıkıp 6 gün boyunca geceli gündüzlü hep yağacak olan ilk yağmur taneleri eşliğinde başkente doğru yola çıkıyoruz…

BATUM KENTİ 100 ÖNCE PLANLANMIŞ... MÜTHİŞ


Üç gün Batum’da üç gün de Tiflis’de olacağız… Otele yerleşip, yakın çevreye dağılıyoruz… Otelden dışarı kapağı atan kendini İlia Chavchavadze Devlet Tiyatrosu’nun görkemli binasının önünde buluyor… Tiyatroya adını verdikleri Chavchavadze eski bir yazar ve adı kenti bir uçtan diğer uca kesen önemli bir bulvara da verilmiş… Zaten yazar ve şairlerin adları kentin her yerinde… Puşkin ve Mayakovski caddeleri var. Gene çok eski dönemlerde yaşayan yazar Rustaveli caddesi ve Picasso ile kıyaslanan Pirosmani caddesi. Ünlü Gürcü asıllı Rus besteci Borodin nedense es geçilmiş, ama Çaykovski caddesi var… Bu arada futbolcu Shevchenko adı ile Paris Komünü caddesi de var…

ÇAKIRKEYİF KAFAYLA POLİTİKA NUMARALARI

Burasının bu bölümdeki yazıyla ilgisi yok. Turizm Meslek Okulu da bize bir sofra hazırladı. En güzeli buradaydı... Gene kadeh kaldırıyoruz... Konuşan müdür, sarışın hanım da rehberimiz Nona... Burasının fotosunu ise epeyce aşağıda bulacaksınız... Olur böyle şeyler :-)

Makinelere pil lazım olunca bakkal aranmaya başladık. Azıcık yürüdük ki, epeyce yüksek tavanıyla bir köşede tek başına duran bir bakkal gördük. İçeride onlarca rölyef, altın yaldızlı büyük aynalar ve tavan olduğu gibi dini öyküleri anlatan sarmal ikonlarla bezeli… Bakkal ise bildiğimiz bakkal gibi ama sadece gibi… Bin çeşit –bir kısmı Türkiye’den- bisküvi var… Zaten henüz market olamamışsa, çoğu bakkalda bisküvi çeşitleri gibi ıvırzıvır türünden ürün ile kesinlikle bolca içki var. Başka bir şey yok ama muhabbet var… Bakkala girince, arkada bir köşede yüksekçe yuvarlak bir masa ve etrafında bakkalı işleten ailenin bütün bireylerini gördük. Çok sayıda meze ve ev yapımı votka ile şarap var… Büyük baba, baba ve kadınlar ile iki delikanlı, hep birlikte içip muhabbet ediyorlar. Pil yok, gelin içki var dediler. Çekinerek yanaştık. Böylece bütün seyahatimiz boyunca kahvaltı masaları da dahil olmak üzere soframızdan (ve hayallerimizden!) hiç eksik olmayacak içki muhabbeti başlamış oldu. Közde patlıcan, üzerinde cevizli bir sos ve onunda üzerinde nar taneleri; kıyılmış halde bulduğumuz müthiş lezzetli bir enginar salatası; beyaz ve isli peynir, elbette patates tava ve yeşillik demeti… Laf olsun torba dolsun kabilinden lafa daldım. Caddenin adı K(onstantin). Gamsakhurdia üzerine sohbet açtım… Hristiyan laz diye tanımladığımız Megrel halkının önderlerinden. SSCB’nin son Dışişleri Bakanı Edvard Şavardnazde göreve geldiği sırada çıkan çatışmalarda öldürülen lider ise Konstantin’in oğlu. Şimdilerdeki muhafetin önderi de bu tarihi kişiliğin torunu… Kuruluş günleri olan 9 Nisan’dan başlayarak 9 gün boyunca geceli gündüzlü miting yapan muhalif kesimin lideri de aynı aileden geliyor… Destek buldukları söylenemez. Bu nedenle bakkalda hafifçe demlenen heyet canlanıyor ve kadınlardan biri ‘Megrel diye bir şey yok, herkes Gürcüdür’ kabilinden bir şeyler söylüyor. Gülümseyerek… Çakırkeyif olmanın rahatlığıyla ve bir gerçeğin altını hafifçe çizerek… Karşılıklı olarak tek kelime dil bilmeden 45 dakika muhabbet ediyoruz. Habire kadeh yuvarlıyoruz. Henüz paramızı yerli para birimi Lari’ye çeviremediğimiz için bir kuruşluk bir şey de satın alamıyoruz. Ertesi gün(ler)e buluşmaya söz verip bol bol fotoğraf çekerek ayrılıyoruz… Kentin alt yapısı değişiyor. Bütün sokaklarda büyücek iş makinaları ve işçiler çalışır durumda. Bir kiliseye giriyoruz…

ON YILLARCA DİNDEN UZAK DURUNCA, COŞMUŞLAR

Kapadokyalı kadın misyoner Saint Nino, bölgeye gelip hıristiyanlığı yaymış... Sovyet ülkesi olunca da din falan yasaklanmış. Rehber, 'Ateistler ve komünistler yıktı' deyince, 'One Minute' dedim. 'Ben her iki kesimi de temsil ediyorum. Üstelik dağ-taş kilise. Hepsi yerli yerinde' deyince, bizim taksiciler gibi hemen benden oluverdi. İşi şakaya vurdular... Keratalar...

On yıllarca dinden uzak dur(durul)unca büyük çoğunluk artık kendini dine vermiş durumda. En faal binalar kiliseler ve her yerde ciddi bir dindarlık görmek olası. Bir tek ürünün satıldığı özel çarşılar gibi burada da dini malzemelerin; kitapların, küçük ikonların ve benzeri malzemelerin satıldığı dükkânlar bir aradalar ve hayli ilgi görüyorlar… Bütün seyahatimiz boyunca onlarcasını gördüğümüz ve pek çoğuna da içine girdiğimiz için aynı cadde üzerinden bulunan ama adını not almadığımız kiliseye giriverdik. İçeride çocukların koral etkinliğinin provası bitmiş. Aileleriyle ve papazla sohbet ediyoruz… Ertesi günkü akşam ayini ve iki gün sonrası için -Kutsal Cuma’ya- hazırlanıyorlarmış… İsa’nın Kudüs’e gelişinin anıldığı ve yere şimşir yaprakları (o dönem defne yaprakları) serildiği özel gün. Bu ritüeli mümkünse 7 kilisede izlemek önemli ve değerlidir, diyorlar… Gene kolay fotoğraflar ve içten yolculamalarla otele, yemek faslına koşuyoruz…

HER ÖĞÜN 10 KEZ KADEH KALDIRDIK: GAO MARCOS... ŞEREFE DİYORUZ BİRBİRİMİZE

Macahelli Nuri Köse kadeh kaldırıyor bu kez. Konuşmalar daima onore edici olacak... Karşısındaki yeşilli NTV'den Ahmet Kayacık

Burada yemek işi tamamen ikinci planda sanki. Çünkü henüz ilk lokmayı gövdeye gönderemeden davetin önemli kişisi kalkıyor ve kadehini günün; o anın ve grubun değerine vurgu yapılacak bir yönüne kadeh kaldırıyor. Topluca şerefe diyoruz: Gao Marcos. Bunu her yemekte ortalama 10 kez yapıyoruz. Topluca kadeh kaldırma işi, çok aşina olduğumuz bir hale geldi. Öğlen ve akşamları 100 civarında Gao Marcos demişizdir… Sanki asıl işimiz konuşmalar yapmak ve içkilerimizi yudumlamak ama araya bi’miktar da yemek konmuş gibi… Masa bahane, muhabbet şahane… Doğrusu yemeklerde pek seçme şansımız yoktu ve gerek de yoktu… Aynılık bi’miktar bezdirici de olsa, bunca insanın toplu hareketi sırasında seçimli yemekleri hazırlamak hem zaman hem de fazladan para demekti. Davet sahipleri doğru davranarak; bizlere, soğuklardan oluşan çok zengin bir meze olanağı ile çılbır, dana haşlama ve tavuk kızartma ile mantar sundular… Unutmadan söylemeliyim; herkesin ısrarla ve özlemle beklediği Haçapuri de vardı. Yani peynirli pide ve mısır ekmeği… Tabii açık ve leziz şaraplar eşliğinde…

MÜZELER VE BÜYÜK BOTANİK BAHÇESİ (ORMANI)

Yeni kitapçı dükkanım(ız) Kadıköy'de Pavlonya sokakta olunca; Botanik Bahçe'de bulunan pavlonya ağacı önünde fotoğraf çektirmek şart oldu. Yanımda, yazı yazmaya başladığım DoğaKaradeniz dergisinin editörü Arzu...

Acara beşe bölünmüş; Khelvachauri, Kobuleti, Keda, Shuakhevi ve Khulo… Batum’un sahil bölgesinde ve Özgürlük Meydanı’nın hemen yamacından hareketle Acara Devleti Tarih ve Doğa Müzesi’ne gidiyoruz. Haliyle bir rehber eşliğinde geziyoruz… Acara’nın 1809’da kurulduğunu öğrenirken etnografik ve tarihi bilgiler almamız sürüyor: Doğusu’nda Arsiyani dağı var, Kanlı dağ ise en yüksek dağı (2990 m.)… En batısında ise Şavşati Dağları var. Dört katlı geniş ve son derece iyi düzenlenmiş müzede 150 bin obje sergileniyor ve arşivlenmiş durumda. Doğa müzesi de aynı yapı içinde olunca Karadeniz’de 147 tür balık çeşiti olduğunu ve 200 metrenin altında hayat bulunmadığını öğreniyoruz. Bizim bildiğimiz ise, genellikle 40 metrenin altındaki zehirli ve yoğunlaşmış metan gazı bulunduğu yönünde. Rus Harbi (1887-88) sırasında yıkılan kent 1898’de planlanmış. Birbirini kesen bulvar ve caddelerle, onları bağlayan sokakların düzgün bir yerleşimi söz konusu. 350 kilometresi Türkiye’de, 26 kilometresi de Acara içinden akıp Batum’dan denize dökülen Çoruh Nehri epeyce alüvyon getirmiş. Bu bölgeyi düzenlemişler. Zaten İspani 1 ve 2 olarak adlandırılan ıslah edilmiş bataklık bölgeleri için onlarca yıl önce okaliptüs ağaçları getirilerek kurutma işlemine başlanmış… Hâlâ sürüyor.. Gezdiğimiz müze geçen yıl yüz yaşını kutlamış. Bunun şerefine bahçeye her nasılsa Gürcü balıkçılarca avlanmış olan balinanın iskeleti konmuş… Müzeye devlet müzesi statüsüyle birlikte 2005’te tarihçi ve etnograf Khariton Akhvlediani’nin adı verilmiş…
Müzedeki kalabalık görevli çoğunluğun tamamıyla vedalaşarak Botanik Bahçe’ye gidiyoruz. Bahçe dendiğine bakmayın, devasa birkaç orman iç içe sanki. Çiseleyen yağmur altında iki saat yürüdük. Binlerce ladinle, okaliptüsle, köknar ve çamla selamlaştık. Pavlonya da gördük sakura da. Çünkü 9 bölge oluşturmuşlar, dünyanın dört bir yanından getirilen ağaç ve fidanlarla… Her biri kategorilenmiş ve orman içine yayılmış pek çok yapıda çalışan 120 botanikçiye emanet edilmiş…

ACARA CUMHURBAŞKANI VE BAKKALIN KARISI

Meşhur bakkal dükkanı burası. Acara'nın 37 yaşındaki başkanı da aşağıda bendenizle... Fotoğrafı Kamil Koç'un yolcular için hazırlanan Yolculuk dergisinin editörü Berna çekti

Tiflis’ten dünyanın dört bir yanına uçuş yapılıyor. Ama iç hat yok. Zahmetli bir 400 kilometre yaptık… Yol üzeri Stalin’in doğum yeri olan Gori’ye uğradık. Dönüşte de bizim için özel olarak açtılar ve epeyce bilginin eşliğinde gezindik…
Tiflis’e gece vakti ulaştık. Kenti alınmadık. Yol bozuk, tamirat var diyerek; biz ve bizim gibi pek çok aracı yan yollardan kentin dışına ve uzağına sürdüler. Şoförümüz kentin her bir noktasını biliyor olduğu için, muhalefetin düzenlediği yürüyüş ve mitingler nedeniyle alınmadığımız kente gecikmeli de olsa girdik. Tiflis’de bu mitingler 9 gün boyunca sürdü/sürüyor… 9 Nisan’da bağımsızlık yıldönümüne denk getirilerek yapılan mitingler akşamüzeri başlıyor ve epeyce ateşli konuşmalarla sürüyor. Hareket şimdilik kısıtlı görünüyor ve ‘Tiflis yanlısı’ Acara Özerk Cumhuriyeti Devlet Başkanı’ndan öğrendiğimize göre ‘cılız ve gereksiz bir muhalefet’ girişimi… Çünkü geçen yıl istenen erken seçim sonucunu da yüzde 60’lık bir çoğunlukla şu anki yönetim almış… Eskiye dönüş isteyenler, hüsrana uğrayacak diyorlar… Bakkalımız da Devlet Başkanı da…

BAKIMLI, GÜPGÜZEL BİR KENT; SİGHNAGHİ...

Sighnaghi (Sığınak) kentine devlet, çok para dökmüş... Tiflis'in yakinlarında küçük bir kent. Çiçek gibi olmuş (yukarıda). Mitingler ise Parlamento'nun önünde oldu...

Tiflis’de gezintimiz doğal olarak miting alanı olan Parlamento önü ve onu kesen sokak ve caddelerde oldu. İstanbul benzeri çok tepeli ve ortasında büyücek bir nehir geçiyor bu eski kentin… Mitingler nedeniyle önlem olarak kimi işyerleri ve bazı devlet daireleriyle okullar kapalı gibi olsa da hayat gereken canlılığıyla sürüyor… Kafeler çalışıyor, taksiler işliyor, kiliseler dolup taşıyor; kadehler tokuşturuluyor…
Acara halkı ve Tiflis Gürcüleri Türkiye’yle olan eski ve giderek derinleşen ilişkilerini turizm alanında da umuyor ve bekliyor. Kazaklar’ın 200 civarı küçük otel inşasına giriştikleri ülkede; aynı zamanda ekolojik ve dağ turizmi de gelişen ve umut bağlanan sektörler… Yakın ilgi ve aldatılma duygusu yaşamadan (ve vize almadan) gidebileceğiniz tarih kokulu kadim bir ülke… Sizi bekliyor…

2 Nisan 2009 Perşembe

CİHANGİRLİLER GENE MÜTHİŞ İŞLER YAPIYOR...

Kıskançlığımdan Cihangir etkinliğine, yıllar önce gene Cihangir parkında yapılan bir etkinlik için Ayaşpaşa derneği ve etkin işimizi tanıtmaya gittiğimiz sıradaki bir fotoğrafı koydum :-)

Cihangir’de sanat ve tasarım bir aradaPAZ-ART 5 NİSAN’da ROMA BAHÇESİ’nde
Geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen sanat ve tasarım pazarı PAZ-ART, Cihangir ROMA BAHÇESİ’nde 5 Nisan Pazar günü yeniden açılıyor.
Cihangir Güzelleştirme Derneği’nin önerisiyle, Beyoğlu Belediyesi tarafından semt içinde nefes alınabilecek bir rekreasyon alanına dönüştürülen ROMA BAHÇESİ, PAZ-ART’a üçüncü kez ev sahipliği yapıyor.
Cihangir Güzelleştirme Derneği üyelerinin, Katalist tasarım ve Artane galerisinin gönüllü çabalarıyla düzenlenen sanat ve tasarım ürünleri pazarı PAZ-ART, 5 Nisan pazar günü 11.00-17.00 saatleri arasında İstanbullularla buluşacak.
Her ayın birinci ve üçüncü pazar günleri tekrarlanması planlanan PAZ-ART, İstanbul’daki tasarımcılar arasında öne çıkan isimleri ve sanatçıları bir araya getiriyor.
Cihangir Sanatkârlar Caddesi’ndeki ROMA BAHÇESİ, PAZ-ART’la birlikte İstanbullulara hafta sonları, boğaz manzarası ve sanatı bir araya getiren eşsiz bir manzara sunuyor.
Aralarında Nahide Büyükkaymakçı, Devran Mursaloğlu (D Art and Design), Cam Ocağı Vakfı, Camekan, Hatice Gökçe, Arzu Musa, Onok, Bülbül, Ahmet Kurt’un yer aldığı 40’ın üzerinde isim: A. Ezgi Yenidoğan, Take Away İstanbul, Artane, Art.i.Choke, Berrin Akyüz, Deniz Alpay, Deniz Pireci, Diktidikiyor, Evihan, Fivoabakkal, Fortune Cookies, Gaye Döşer, Günnur Güvenli, Hamam, Pınar Çevikoğlu, İlknur Güneş, Meliha Babalık, Meliha Coşkun, Reyhan Çezik, Safiye Mine Erdurak, Salih Demirci, Seher Özinan, Şeynaz Gider, Semra Aşçıoğlu, Şenay Akın, Zeynep Erdoğan, Serpil Erol, Songül Cabacı ile Antre Gourmet ve Duble’nin yemek standları PAZ-ART’ta yerlerini alıyorlar…
Cihangir Güzelleştirme Derneği
Sıraselviler Caddesi 186/2 34433 Cihangir - Beyoğlu / İstanbulT: 212 245 1114 - 244 5427 F: 212 245 1114 E: bilgi@cihangir.org.trDernek lokalimiz hafta içi hergün saat 13:00 / 18:00 arası hizmetinizdedir.